Mizaç

Psikolojik Danışman

Verda Gülçür

İnsanın doğuştan olan, değişmeyen, kişiye özel olan yapısı ve karakteristik özelliklerinin tümünü “kişinin mizacı” olarak adlandırırız.

 

Bireyin mizacı yaşam boyu değişmez ve bireyin tüm davranış kalıplarının temelini oluşturur. Her bireyin mizacı kendisine hastır.

 

Çocuklarımızın, aile içindeki fertlerin ve çevremizdeki insanların mizacını kabullenmemiz gerekir. Bireyi kendi istediğimiz gibi şekillendirmeye çalışmak yerine kendine has yapısını benimsemek, aile içi iletişimin daha kuvvetli olmasına, aile içi çatışmaların azalmasına ve olduğu gibi kabullenilmiş bireyin daha sağlıklı bir gelişim göstermesine yardımcı olacaktır.

 

Çocuğumuzu yetiştirirken öncelikle çocuğumuzun bizden ayrı bir fert olduğunu bilmek ve kabullenmek önemlidir. Bu çocuğumuzu yetiştirme yolculuğuna başlamada önemli bir etkendir.

 

Çocuğumuz bizim isteklerimize göre şekillendirebileceğimiz bir hamur değildir. Çocuğumuzun da kendine has kişisel özellikleri, yapısı yani mizacı mevcuttur.

 

Mizaç değiştirilemez, kişinin mizacını değiştirmeye çalışmak sadece sorunlara yol açmaya neden olur. Çocuğumuzun mizacını değiştirmek yerine bu mizacı sevgi ve iyi niyetle doğru şekilde yönlendirmesine yardımcı olmak gelişimine büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.

 

Örneğin çocuğumuzun mizacı gereği inatçı olduğunu düşünelim. Burada yapılması gereken öncelikle çocuğumuzun inatçı bir yapıya sahip olduğunu kabullenmek, bu durumun ne çocuğumuz için ne de kendimiz için yadsınacak bir özellik olmadığı konusunda bilinçlenmek ve çocuğumuzun bu özelliğini olumlu yönde geliştirmesine yardımcı olmaktır.

 

Çocuğumuzun inatçı mizacı onun başarısını tetikleyebilir, hayatta istediklerini alma konusunda “savaşçı” davranışlar göstermesine neden olabilir, olaylar karşısında yılmak, bıkmak, boşvermek yerine çaba göstermesini tetikleyebilmektedir.

 

İnatçı davranışlar sergilediği zaman çocuğumuzla “Senin dediğin mi benim dediğim mi olacak?” ya da “Sen mi inatçısın ben mi inatçıyım”, şeklinde tartışmalara girmek yerine öncelikle inatçı olduğu olayda neden böyle davrandığı konusunda konuşmak, ısrar ettiği konudaki olayın sonuçlarının getireceği avantaj ve dezavantajları konuşmak ve ısrarcı olduğu konunun sadece kendi hayat biçimini kazanmak olduğunu gördüğümüz takdirde bir adım geride kalmamız yararlı olacaktır. Bu davranış biçimi çocuğumuzun kendi doğrularını bulmasına neden olacak ve ailesi tarafından yadırganmadığı, desteklendiği için hata yapsa dahi burada ısrarcı olmayarak geri dönüşü olduğunu bilmesine neden olacaktır.

 

Destekleyici değil, baskıcı davranışlar gösterdiğimiz zaman ise birey kendini ispatlama çabasına girerek daha büyük zarar görecektir. Hiçbir zaman eleştirici olmamalı, mizacı ile ilgili olumsuz yorumlar yapmamalı, mizacını hangi alanda göstereceğine müdahale etmemeliyiz ( bu inadını derslerinde de göstersen daha başarılı olurdun gibi..)

 

Bu durum sadece çocuğumuz için değil aynı zamanda eşler arasında da geçerlidir. Eşlerin birbirinin mizacını kabul etmesi ilişkinin yürümesini sağlayan en önemli etkenlerdendir.

 

Örneğin çabuk öfkelenen bir eşimiz varsa ona sürekli öfkelisin, sinirlisin demek ya da iletişimimizi tamamen kesmek yerine  onun bu mizacını kabullenmeli ancak bunu kabullenirken bu durumun ailemize zarar vermemesine de hassasiyet göstermeliyiz.

 

Sinirlenen birey ile öfkesi yatıştıktan sonra konuşmalı, sadece sinirli olduğu an onu o şekilde kabul ederek öfkesinin geçmesini beklemeli sonrasında bize ne hissettirdiği konusunda iletişime geçmeli ve bu mizacını olumlu yöne çevirmesi konusunda neler yapabileceğini konuşmalıyız.

 

Örneğin halı sahada maç yapması, herhangi bir spor dalına yazılması, olanaklar dahilinde evin içerisinde bütün gününü geçirmemek kaydıyla simülasyon oyunları oynaması gibi. Ya da aşırı alıngan olan bir eşe alıngansın, çocuk gibisin demek yerine duygularını anlatması için fırsat tanımalı, günlük tutmak, onu mutlu edecek aktivite programlarını arttırmak, sürekli yaşadığı rutinin dışarısına çıkarmak karşımızdaki insana iyi gelecek, değerli olduğunu hissettirecektir.

 

Kişiyi mizacı konusunda etiketlememek bir diğer önemli husustur. İnatçısın, sinirlisin, alıngansın, mükemmeliyetçisin gibi… Bu şekilde etiketlediğimiz bireyle hem bizim hem ev içindeki diğer bireylerin iletişiminin kopma olasılığı oldukça yüksektir.

 

Sinirli olarak etiketlenen baba ile paylaşım azalır, nasıl olsa sinirlenecek diyerek hem karşıdaki birey iletişim kurmak istemez hem de birey bunu evi içerisindeki sorunlardan uzaklaşmak adına kendi lehine kullanabilir.

 

Alıngan olarak etiketlenen bir anne duygularını gizleyerek içine kapanabilir, karşıdaki insan kendisine gerçekten kırıcı bir davranış yaptığında dahi bunun kendinden kaynaklı olduğunu kabullenmek yerine eşinin alıngan yapısından kaynaklı olduğunu düşünmek isteyebilir.

 

Bu durumda her insanı olduğu gibi kabullenmeli, kendine has özellikleri olduğunu ve bizim bunu değiştiremeyeceğimizi ancak olumlu iletişimle kişinin bu özelliklerini kendinin ve çevresinin mutluluğu ve başarısı yönünde yönlendirebiliriz.